Uzaydan Atomaltı Parçacıklara Uzanan Yolculuk

İnsan, uçsuz bucaksız evrende tek bir nokta kadar bile alan kaplamaz. Aşağıdaki resimleri incelediğinizde bu gerçeği daha iyi anlayacaksınız. Allah, uzaydan atomaltı parçacıklara kadar uzanan sistemde mükemmel bir düzen yaratmıştır. Devasa büyüklüklerdeki galaksilerde de, mikroskobik boyutlardaki yaprak hücresinde de çok ince hesaplar hakimdir. Evrendeki herşeyi kusursuz bir yaratılışla vareden Rabbimiz’in sanatı bedenimizde de, atomlarda da, yıldızlarda da en mükemmel şekilde tecelli etmektedir. Bize düşen sorumluluk ise, yaşam için böylesine kusursuz bir evren yaratan Rabbimiz’e şükretmektir.

Uzaydan Atomaltı Parçacıklara Uzanan YolculukUzaydan Atomaltı Parçacıklara Uzanan Yolculuk

Everest gibi yüksek dağları, Nil gibi uzun nehirleri, Pasifik, Atlantik gibi dev okyanusları ve 6.5 milyara yaklaşan insan nüfusunu barıdıran Dünya, 100.000 km. uzaklıktan bakıldığında ancak bir aspirin tanesi büyüklüğündedir.

Güneş’in Dünya’ya gönderdiği bir günlük enerji, tüm insanlığın bir gün boyunca ihtiyaç duyacağı enerjinin neredeyse on bin katıdır.

Yeryüzünün dev kıtalarını verimli topraklarıyla insanın yaşamına en elverişli şekilde yaratan Yüce Allah bizlere lütfettiği dünya nimetlerini bir ayette şöyle bildirmiştir:

“Yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır; ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına üstün kılıyoruz. Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” (Rad Suresi, 4)

Güneş ışınları, canlılığın devamı için yeryüzüne tam olması gereken ölçüde ulaşmaktadır. Bu ideal ölçüyü sağlayan da Dünya’yı bir tavan gibi saran atmosferdir. Atmosferin bir diğer özelliği de dünyaya ulaşan ışınlar konusunda seçici olup, zararlı ışınları engellemesidir. Atmosferi ve Güneş’i tam bir uyum içinde yaratan Allah, Dünya’yı insan yaşamına en elverişli biçimde kılmıştır.

100 milyon ışık yılı uzaklıkta ancak bir nokta olarak görünen Samanyolu’nun evrendeki milyonlarca galaksiden yalnızca biri olduğu düşünüldüğünde, Allah’ın yaratma gücünün büyüklüğü daha iyi kavranabilir.

100 bin ışık yılı uzaklıkta, Güneş, Dünya ve Ay’ın da içinde yer aldığı Samanyolu, en az 100 milyar yıldızıyla, evrende görülen en büyük galaksilerden biridir.

Allah Kuran’da yıldızlar hakkında şöyle bildirmiştir:

“Şüphesiz Biz dünya göğünü ‘çekici bir süsle’, yıldızlarla süsleyip-donattık. (Saffat Suresi, 6)

“Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim. Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir. (Vakıa Suresi, 75-76)

1 ışık yılı uzaklıktaki Güneş’in parlaklığının, diğer yıldızlara oranla dikkat çekici derecede fazla olduğu görülmektedir. Gökyüzünü muhteşem bir düzenle yaratan Rabbimiz, Güneş’i de Dünya’yı aydınlatıcı olarak yarattığını şöyle bildirmektedir:

“Ve Ay’ı bunlar içinde bir nur kılmış, Güneş’i de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır.” (Nuh Suresi, 16)

Yaprağa rengini veren, kloroplast pigmentidir. Pigmentin yeşil renge sahip olmasının nedeni de hem mor hem de kızıl ışığı emebiliyor olmasıdır. Kloroplast, güneş ışığına maruz kaldığında hareketlenmeye başlar ve yaprak hücresinin içinde sürekli olarak dolanır. Bu hareketin nedeni ise güneş ışığından maksimum verim alabilmesidir.

Meşe ağacı derin kök sistemi sayesinde toprak kaybına neden olan erozyonu engeller. Toprağın geçirgenliğini arttırarak, yağmur sularının yeraltı kaynaklarına inmesini sağlar. Meşe palamuduyla beslenen sincaplar için de bir besin kaynağı olan meşe ağacı Allah’ın yeryüzünde yarattığı nimetlerden sadece bir tanesidir.

Dünya’ya 1 km uzaklıktan baktığımızda yollar, göller, binalar artık iyice belirginleşir. Allah, Kuran’da dağları, ırmakları, yolları bir nimet olarak yarattığını şöyle bildirir:

“Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz.” (Nahl Suresi, 15)

İnsan bedeninde bir saniye içinde gerçekleşen işlemler hayret vericidir. Aynı anda sinir hücreleri arasında haberleşme gerçekleşir, böbrekler kanı süzer, alyuvarlar oksijen-karbondioksit alışverişi yaparlar, enzimler kimyasal reaksiyonları başlatırlar, kalp kanı pompalar… Ancak ortada apaçık bir gerçek vardır ki bedeni oluşturan mikroskobik hücrelerin kanın içindeki mineralleri ayırabilmesi, oksijeni, karbondioksiti birbirinden ayırt edip taşıyabilmesi, kendi elektriğini üretip, pompa görevi görebilmesi mümkün değildir. Hem evrenin yaratılışında hem de kendi bedenimizin yaratılışında detaya indiğimizde muazzam bir incelikle karşılaşırız. Tüm bu resimlerde gördüğümüz gibi, en büyüğünden en küçüğüne kadar çevremizi kuşatan yapıların veya sistemlerin hangisine bakarsak bakalım mutlaka çok büyük bir mucize ile karşı karşıya geliriz. Burada önemli olan, bu mucizeleri fark etmektir. Çünkü bir mucize ne kadar açık ve büyük olursa olsun, bu mucizeden Allah’ın varlığına ve sonsuz büyüklüğüne varabilmek ancak iman edenlere özgü bir ayrıcalıktır.

Kromatin, hücre çekirdeğinin içinde yer alan DNA’da bulunan ince iplikçik şeklinde yapılardır. İnceliklerinden dolayı mikroskop altında görülemezler. Ancak hücre bölünmesi sırasında kromatin genişler ve daha kalın bir iplikçik halini alır. Böylece mikroskop altında görülebilirler.

DNA, hücre çekirdeğinde bulunan ve vücudun tüm bilgisini taşıyan şifreleri içerir. İnsanın tek bir DNA molekülünde tam bir milyon ansiklopedi sayfasını dolduracak miktarda bilgi bulunur.

Elektronlar, çekirdeğin çevresinde farklı yörüngelerde dönerler ve saniyede 1000 km. gibi olağanüstü bir hıza sahiptirler. Bu sürat, bir saniye içinde İstanbul’dan Antalya’ya gidebilmek anlamına gelir. Ayrıca bu yüksek hıza rağmen elektronlar birbirleriyle çarpışmazlar.

Soluduğumuz hava, içtiğimiz su, dağlar, hayvanlar, bedenimiz kısacası gördüğümüz, dokunduğumuz, hissettiğimiz herşey atomlardan meydana gelmiştir. Elinizde tuttuğunuz bu derginin her bir sayfası da milyarlarca atomdan oluşur.

Elektronlar ile çekirdek arasında oldukça fazla bir mesafe vardır. Eğer elektronlar ile çekirdek arasındaki uzaklık kaldırılabilseydi, bir gezegen kadar madde sadece bir nohut tanesi büyüklüğünde kalırdı.

Yaprağın üzerindeki damarların dağılımı çok özel bir planla yaratılmıştır. Bu damarlar hem yaprağın her noktasını besleyecek şekilde hem de bitkinin Güneş ışığından maksimum seviyede faydalanabileceği gibi dik durmasını sağlayacak şekilde yaratılmıştır.

Fotosentez, yeşil bitkilerin gerçekleştirdiği kimyasal bir işlemdir. Bitkiler, Güneş ışınlarını bir enerji kaynağı olarak kullanarak, karbondioksit ve hidrojeni birleştirirler ve bu yolla besin ve oksijen üretirler. Bu işlem öylesine karmaşık bir kimyayla gerçekleşmektedir ki, 21. yüzyılın üstün teknolojisine rağmen, hala fotosentez sisteminin bir benzeri yapay olarak gerçekleştirilememiştir.

Yaprağı oluşturan hücreler, Güneş ışığını maksimum seviyede toplayacak, her türlü dış etkiye dayanabilecek, en az malzemeyle en fazla işlem yapabilecek şekilde yaratılmıştır. Yaprak, bir kağıt inceliğinde olmasına rağmen içindeki hücreleri koruyan ve bunlar arasındaki yoğun trafiği kontrol eden mükemmel bir sistemle donatılmıştır.

Yapılan tahmini hesaplara göre yeryüzünde her yıl bitkiler tarafından kullanılan su miktarı 280 milyar ton, karbondioksit miktarı 680 milyar ton ve bu maddelere karşılık olarak atmosfere bırakılan oksijen miktarı ise 500 milyar tondur. Bu rakamlar, bu molekülün gerçekleştirdiği işlemlerin ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Fotosentez, canlılığın kökenini rastlantılarla açıklamaya çalışan evrimcileri tek başına çürütmeye yeten büyük bir yaratılış delilidir.

Atomu oluşturan proton ve nötronlar “kuark” adı verilen daha alt parçacıklardan oluşmaktadırlar. Kuarkların boyutu ise insan aklının kavrama sınırlarını aşan küçüklükte; 10-18 (0,000000000000000001) metredir.

Evrende var olan Güçlü Nükleer Kuvvet sayesinde protonlar, nötronlarla birlikte çekirdekte birbirlerine kenetlenmiş halde bulunurlar. Bir başka deyişle Güçlü Nükleer Kuvvet, protonları birarada tutarak atomun merkezindeki çekirdeği oluşturur.

Karbon yaşam açısından büyük öneme sahip olan bir elementtir. Dünyadaki bütün hammadde kütlesinin yaklaşık 500’de 1’ini yalın ya da bileşik haldeki karbon oluşturur.

Atomun çevresinde dönen elektronların her birinin ayrı yörüngesi vardır ve bu yörüngeler hiçbir zaman birbiriyle çakışmazlar.

Fotosentez, yeşil bitkilerin gerçekleş- tirdiği kimyasal bir işlemdir. Bitkiler, Güneş ışınlarını bir enerji kaynağı olarak kullanarak, karbondioksit ve hidrojeni birleştirirler ve bu yolla besin ve oksijen üretirler. Bu işlem öylesine karmaşık bir kimyayla gerçekleşmektedir ki 21. yüzyılın üstün teknolojisine rağmen, hala fotosentez sisteminin bir benzeri yapay olarak gerçekleştirilememiştir.

Kromatin, hücre çekirdeğinin içinde yer alan DNA’da bulunan ince iplikçik şeklinde yapılardır. İnceliklerinden dolayı mikroskop altında görülemezler. Ancak hücre bölünmesi sırasında kromatin genişler ve daha kalın bir iplikçik halini alır. Böylece mikroskop altında görülebilirler.

 

Bu site HARUN YAHYA'nın eserlerinden faydalanılarak hazırlanmıştır.